Çiçek bahçesinden geçerek gelmedik buralara; unutma, unutturma.

Geçenlerde elime İsmet Görgülü’nün bir kitabı geçti: Atatürk’ün Özel Yaşamı, Uydurmalar-Saldırılar-Yanıtlar.

Bu kitaba dalmış gezinirken “Atatürk’ün Çalışması ve Uykusu” adlı bir başlıkla karşılaştım.

İlgi çekici… Şimdi saymakla bitmeyecek başarıyı elde etmek ve saymakla bitmeyecek sayıda düşmanla, içten ve dıştan gelmiş ve gelebilecek darbelerle baş edebilmek için insanın zamanını nasıl kullanması gerekir? Günümüzde hakkında yüzlerce kitap yazılmış, eğitimler, seminerler düzenlenen o meşhur konu: Etkili Zaman Yönetimi.

Bu başlık altında yazılanları okudukça, o zaman etkili mi yönetilmiş ya da böyle bir şey her koşulda mümkün olabilir miymiş emin olamadım. Fakat Atatük’ün sağlığını nasıl da tehlikeye attığını ve ömrünü nasıl da kısalttığını görebildim aslında. Atatürk’ün Genel Sekreteri Tevfik Bıyıkoğlu’nun da dediği gibi “ En olgun, hatta genç denecek yaşta ölümünü, bu, insanın takatini aşan insanüstü çalışmasında aramak ve görmek hiç de yabana atılacak bir fikir olmasa gerekir.”  Ama Ata olmak, alışılmış ve denize düşenin yılana sarıldığı gibi medet umulan bir düzeni baştan ayağa değiştirmek, hatta ne değiştirmesi, kökünden söküp atmak ve o koca boşluğa yeni bir fidan dikmek kolay değil; her insanın harcı da değil.

Taarruzlar sırasında, yapılan konuşmaların öncesinde, atılacak adımlar hesaplanırken, kısacası işin sahne arkasında, Türkiye Cumhuriyeti’nin meydana getirilmesinin ardında nasıl bir tempo varmış, bakalım mı?

Yaveri Cevat Abbas Gürer şöyle açıklıyor:

“Atatürk, devamlı ve yoğun çalışması dolayısıyla az uyku uyurdu. Uyanık geçirdiği zamanla, uykuda geçirdiği süre, kıyaslanamayacak kadar farklıdır. Atatürk’ün bir insan ömrüne sığmayacak kadar zengin olan çalışması vardı. Çalışması uğrunda kendini feda etti.

Yirmi dört saatlik hayatını hiçbir zaman programa sığdıramamıştı. Zaten onun maruz kaldığı hadiseler; zamana bağlanamayacak kadar ani karar ve uygulamayı gerektirdiğinden, bir programlı hayat sürmesine izin vermemişlerdi…

Muharebelerde olduğu gibi, günlük devlet işlerinin de gece veya gündüzün her saatinde kendisine sunulmasını isterdi.” Bu durumu uzun yıllar üst kademelerde Özel Kalem Müdürlüğü yapan Hasan Rıza Soyak da doğruluyor ve diyor ki “ Emrinde çalışanlar, kendisi ile her zaman, her yerde görüşebilirlerdi. Bu gibilere acele ve önemli gördükleri işleri sunmak için, hiç çekinmeden, kendisini uykudan uyandırmak yetkisini de vermişti.”

Yaverine göre uykuyu dost olarak göremeyen Atatürk, zaman zaman geçirdiği kısa hastalıkları dışında, sabah güneşi görmeden yatağına girmez ve hatta uykuda geçirdiği zamana acırmış.

Tüm bunlar akla şu soruları getiriyor: Zihinsel olarak güçlü olduğu kesin, bir amaca adadığı zaman kendini, tamamen ona odaklanabiliyormuş; evet ama fiziksel olarak, insan doğası gereği, vücudunun ona koyduğu engelleri nasıl aşabiliyordu? Nasıl sızıp kalmıyordu bir koltukta? Nasıl tansiyonu düşmüyordu? Nasıl dayanıyordu?

Genel Sekreterlerinden Hikmet Bayur’a göre “Atatürk’ün çalışma ve yorgunluğa dayanma kabiliyeti de olağanüstü idi.” Sakarya vuruşmasında, Atatürk’ün üç kaburga kemiği kırık olarak ve hemen hiç uyumadan yirmi iki gün, yirmi iki gece vuruşmayı yönettiğini biliyor muydunuz?

Hasan Rıza Soyak’ta bunun ardındaki sebebin açıklaması var aslında: Başladığı işi bitirmeden rahat edememe hissi. Atatürk’e bu olağanüstü dayanma gücünü veren şey bu duyguydu anlaşılan ve iş hiçbir zaman bitmiyordu.

“Büyük Nutuk’u hazırlar ve dikte ederken beraber çalışan arkadaşlardan yorgun düşüp baygınlık geçiren olmuştur; fakat genelde aralıksız 20-30 saat kah ayakta, kah oturarak yüzlerce belgeyi inceleyen ve nutkunu dikte eden kendisinde, yorgunluk eseri görülmemişti.” diyor Soyak. Aylarca süren bu temponun sonunda bir gün kalp krizi geçirdiği için doktorların ısrarıyla birkaç gün dinlenmek zorunda kalmış olan bu büyük adam 94 yıl önce bugün kurdu Cumhuriyet’i.

Belki sabahları yataktan kalkmaya zorlanırken, “Pazartesi mi geldi yine, offf!!” diye sızlanırken ve en önemlisi de çocuklarınızı yetiştirirken, yeni nesli eğitirken bu yazı aklınıza düşer de; umarım başarıya giden yolun bir çiçek bahçesinden geçmediğini hatırlar ve hatırlatırsınız.

 

Yazar: Desire Eylül Cannon

 

 

 

 

 

Views All Time
Views All Time
418
Views Today
Views Today
1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.