Başka bir deyişle – 4

Bu bölümle beraber “Başka bir deyişle” serimizin sonlandırmış oluyoruz. Kaudat çekirdeği, çevirmenlerin araştırmalardan çıkan bilgilere benzer tanımlar yapmaları ve bu araştırmanın daha başka araştırmaların önünü açabileceğinden bahsedilen sön bölümle sizleri başbaşa bırakıyoruz.

Cenevre’deki deneylerde yer almayan, Londra Üniversitesi’nde nörolog David Green “Kişi simultane çeviride deneyim kazandıkça kaudatın sağladığı kontrollü yanıta ihtiyacı azalır” diye belirtiyor. “Kaudat yetenek gerektiren her eylemin kontrolünde rol oynar. Başka bir çalışmada ise kişinin bir işte ne kadar yetenekli hale gelirse kaudatını o kadar az kullandığı görülmüştür.”

Cenevre’deki çalışmalardan ortaya çıkan tercümenin aslında beynin belirli şeylerde uzmanlaşmış beyin bölgelerini koordine etmeyle alakalı olduğu fikri tercümanların nasıl çalıştıkları konusunda ortaya koydukları tanımla örtüşüyor gibi görünüyor. Gerçekten verimli bir iş yapılabilmesi için mesela bir simultane tercümanın yaklaşım repertuarına sahip olması gerekir. Genellikle BM ajansları için yılda 40-50 gün tercümanlık yapmayı sürdüren Moser-Mercer “Sürecin çeşitli durumlara adapte olabilmesi gerekir” diye belirtiyor. “Ses kalitesi kötü olabilir, aksanlı bir konuşmacı olabilir veya bilgi sahibi olmadığım bir konudan bahsediliyor olabilir. Mesela; hızlı bir konuşmacıya yavaş konuşmacıdaki gibi tercüme yapmam. Farklı strateji bütünleri uygularım. Duyduğum her kelimenin üzerinde duracak kadar zamanım olmuyorsa akıllıca bir seçimler yapmanız gerekir.” Belki de çevirinin temelini destekleyen beyin ağlarının esnek çalışma stili tercümanların farklı türde konuşmacılar için en uygun stratejileri oluşturmalarını sağlıyordur. Aynı şeyi dinleyen farklı tercümanlar da farklı stratejiler kullanabilirler elbette.

Cenevre grubundan gelen sonuçlar nörobilimle geniş anlamda uyuşuyor. fMRI 1990’lı yıllarda erişimi kolay bir teknoloji haline gelince araştırmacılar akla gelen her davranış (evet, bunun içerisine seks de dahildi, birçok araştırmacı orgasm olan deneklerin beyinlerini taradı) biçimiyle alakalı beyin bölgelerini tanımlamak hızla işe koyuldular. Ancak tek başlarına bu verilerin pek bir aman aman bir faydası yoktu, bunun sebebi ise kısmen de olsa karmaşık davranış biçimlerinin tekil beyin bölgeleri tarafından kontrol edilmiyor oluşuydu. Artık farklı bölgelerin birbirleri arasındaki iletişim üzerinde duruluyor. Nörologlar, bir şey almayı planladığımız vakit prefrontal korteks ve insulanın dahil olduğu bölge ağının fiyatın uygun olup olmadığı konusunda karar vermemize yardımcı olduğunu öğrendiler. Entorhinal korteks ve hipokampüs dahil olmak üzere başka beyin bölgeleri bütünleri arasındaki karşılıklı etkileşim ise farklı yerler arasındaki yol bilgimizi depolamamıza yardımcı oluyor.

Bu tür karmaşık şeylerin öğrenilebilmesinin bir dereceye kadar arama teknolojilerindeki gelişmelerle sağlandığını söylemek yanlış olmaz. Kaudata geldiğimizde artık kaudattaki faaliyetlerin içinde bulunduğu daha büyük bir beyin bölgesi olan basal gangliada gerçekleşenlerden ayırt edilebiliyor. İnce detaylı taramalar kaudatın sıklıkla idrak ve eylemi düzenleyen ağlarda görev aldığını gösteriyor ki üstlendiği bu rol onu olağanüstü sayıda davranış biçimi yelpazesinin merkezi kılıyor. Bir grup İngiliz araştırmacının 2008 yılındaki bir incelemede “bir sıçanın insanın para alışverişinde karşısındakine ne kadar güvenebileceği konusunda aldığı kararı belirleyecek kolu indirmesi kararı”ndan tutun da her şeyin kontrolünde kaudatın yardımcı olduğunu belirtmişler.

İncelemenin yazarlarından biri de Wales’deki Bangor Üniversitesi’nden John Parkinson’du. Ona kaudatın simultane tercümede yer alabileceğini tahmin edip etmediğini sordum. Başta böyle bir şeyi tahmin edemediğini belirtti. “Kaudat bir eylemin amaçlılığında, hedefliliğindedir. Gerçekleştirmesinde değil de neden yaptığınızda yer alır.” Sonra tercümanların ne yaptığını düşündü. Bilgisayarlar belleklerinde ne varsa oradan çeviriyorlar, çoğunlukla da komik sonuçlar ortaya çıkıyor. İnsanların anlam ve niyeti düşünmesi gerekiyor. “Tercüman mesajın ne olduğunu belirlemek ve çevirmek mecburiyetindedir” diye belirtiyor Parkinson. Kaudatın bu süreçte yer almasını mantıklı bulduğu konusunda hak veriyor.

Cenevre araştırmasının kısmen tercümanları eğitmeyle görevli bölümüne dayalı olduğunu göz önüne alırsak bilimsel buluşların eninde sonunda canlı örneklerine rastlanılmasını beklemek de oldukça doğal. Moser-Mercer ve meslektaşları abartılı iddialarda bulunmaktan kaçınmaya özen gösteriyorlar ve beyin tarayıcıların süreci değerlendirme veya tercümeye eğilimi olan adayları seçmiş olması konusundaki iddiaları reddediyorlar. Ancak simultane tercüme eğitimi hemen bazı örnekler sunmasa da düşünme ve yapma arasındaki sinirsel yol ile ilgili bilgi dağarcığımızı genişletmiş oldu. Gelecekte de nörolojistlerin bağlantılı beyin hakkındaki görüşlerini daha da ileriye götürebilir. Cenevre takımı bazı yüksek seviye kavrama safhalarının çok daha eski ve basit davranış biçimlerinden evrimleşerek geldiği fikrini derinlemesine araştırmak istiyor. Onların belirttiğine göre beyin, karmaşık kavrama repartuarını hareket etme ve beslenme gibi “temel” süreç olarak adlandırdıkları düşük seviyelerde kuruyor. Moser-Mercer ve meslektaşları e-postada “Bu bahsettiğimiz şeyler için oldukça verimli bir yol olur” diye belirtiyor. “Beynin işlemcilerini çoklu görevler için yeniden kullanması, adapte etmesi oldukça mantıklı, ayrıca kontrol sağlayan idraksal komponentlerle davranış biçimlerine etkisi olan sistemi direkt bağlamak mantıklı geliyor.” Simultane tercüme, kavrama ve eylemle arasındaki karşılıklı ilişkiyle böyle düşünüşler için ideal bir test mecrası haline gelebilir.

Kaynak: In other words: inside the lives and minds of real-time translators
Çeviri: Burak ŞOLT

Views All Time
Views All Time
471
Views Today
Views Today
1

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.