Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum. -Hz. Ali

Ne de güzel söylenmiş bir söz bu. Peki size çeşitli ülkelerden, ilginç kültürlerden, değişik kelimeler öğretsek? 

Bazen uzun uzun anlattığımız ya da bir türlü tek bir kelimede toparlayamadığımız kavramlar, hisler, hareketler olur. İşte size yazar Ella Frances Sanders’in kalemi ve Oskay Demir’in çevirisiyle bu tür kelimelerden bir derleme… Keyifli okumalar!

Lost in Translation: Dünyanın Dört Bir Yanından Güzel ve Çevrilemez Sözcüklerin İllüstrasyonlu Kataloğu

Virginia Woolf, dilin güzelliği hakkındaki derin düşüncelerini aktardığı, günümüze ulaşan tek ses kaydında “Sözler birbirine aittir.” der. Peki kelimeler aşılamaz ötekiliklerinden dolayı birbirinden çok uzak kaldığında ne olur? Vladimir Nabokov, çeviri hakkındaki sert fikirlerine “Düpedüz hilekârları, hafif embesilleri ve aciz şairleri saymazsak, aşağı yukarı üç tür çevirmen vardır.” sözleriyle başlar. Ölçülemeyecek derecede karmaşık, fakat yeterli değeri görmeyen, kelimelerin birbirine ait olmasını sağlarken insanlık hakkında çok şeyi açığa çıkaran bu çok dilli jimnastik sanatı, sıklıkla etrafındaki negatif alanla aydınlanır. Yani İngilizcenin kendi olağan dışı söz dağarcığına rağmen çevirmekte yetersiz kaldığı, anlam açısından zengin ve çok katmanlı olan o yabancı sözcüklerle.

İşte güzelliği zorluğundan gelen bu sözcükleri, kendini “kasıtlı” küresel göçebe olarak niteleyen Ella Frances Sanders, 21 yaşına basmadan yayımladığı Lost in Translation: Dünyanın Dört Bir Yanından Güzel ve Çevrilemez Sözcüklerin İllüstrasyonlu Kataloğu (Lost in Translation: An Illustrated Compendium of Untranslatable Words from Around the World) isimli eserinde inceliyor.

 

Forelsket (Norveççe, isim): Âşık olmaya başlarken yaşanan tarif edilemez coşku.

 

Tsundoku (Japonca, isim): Bir kitabı satın aldıktan sonra okumamak, genellikle diğer okunmamış kitaplarla birlikte istif hâlinde bırakmak.

Bir kitabı aldıktan sonra okumamanın Japoncasından, ayın okyanusa düşen ve yola benzeyen yansımasının İsveççesine, bir hikâyeden dolayı insanın gözlerinin dolmasının İtalyancasından, kinayeli bir gülüşün Galcesine, Sanders’ın resimlediği kelimeler insanlık deneyiminin tüm notalarına basıyor ve bizi insan yapanın dil olduğunu uysalca hatırlatıyor.

Gurfa (Arapça, isim): Bir avuç içinde tutulabilecek su miktarı.
Pålegg (Norveççe, isim): Bir dilim ekmeğin üzerine koyulabilecek her türlü şey.
Wabi-Sabi (Japonca, isim): Kusurlarda güzellik bulma, yaşam ve ölüm döngüsünün kabulü.

Büyüleyici illüstrasyonlarına ve katıksız dil coşkusuna ek olarak, bu proje aynı zamanda incelikli duyuşsal ifadeleri ezerek geriye metinsel kısaltmalar ve zalim klişelerden ibaret bir enkaz bırakan hızlı iletişim çağı için de kurnaz bir panzehir görevi görüyor. Bu sözcükler, yalnızca dünyanın kelime dağarcığının tuhaflıklarını değil, aynı zamanda geniş bir tarihe sahip ve zenginlikle dolu bir dizi düşünce, duygu, ruh hâli ve kültürel önceliği de temsil ediyor.

Trepverter (Yidiş, isim): Ancak kullanmak için çok geç olduğunda aklınıza gelen cevap ya da karşılık. Doğrudan kelime anlamıyla, “merdiven sözcükleri”.
Jugaad (Hintçe, isim): İşlerin, çok az imkâna sahip olunsa bile, “allem edilip kallem edilip” halledilmesi.

Bu sözler insanı düşünmeye yöneltiyor. “Acaba” diyorsunuz, “ağaç yapraklarından süzülen güneş ışığını tarif eden kelimeden yoksun bir kültür, aynı zamanda bu kelimeyi üretebilmek için gereken asaletten, bunun için gereken dikkat dolu ve minnetkâr durgunluktan da yoksun mudur?”. Kelimelerimiz, önceliklerimizin göstergesidir.

Komorebi (Japonca, isim): Ağaç yapraklarından süzülen güneş ışığı.

Sanders giriş bölümünde şunları yazıyor:

Bu kitabın içerdiği kelimeler, sormayı akıl etmediğiniz soruların yanıtları olabilir. Hatta belki bazı akıl ettiklerinizin bile… İfadesi zor ya da tarifsiz görünen duygulara ve deneyimlere nokta atışı yapabilir ya da unuttuğunuz birisini hatırlamanıza neden olabilirler. Bu kitaptan öğreneceğiniz bir şey varsa o da insan olduğunuzun, özünüzde ve doğanız gereği bu gezegendeki tüm insanlara dillerle ve duygularla bağlı olduğunuzun farkındalığı ve kabulü olsun.

Fika (İsveççe, fiil): Muhabbet etmek ve gündelik koşuşturmacalara ara vermek için ya bir kafede ya da birisinin evinde toplanarak genellikle saatlerce kahve içmek ve hamur işi yemek.
Saudade (Portekizce, isim): Olmayan ve muhtemelen olamayacak bir şey için duyulan belli belirsiz, sürekli arzu. Sevilen ve yitirilen birisi ya da bir şey için duyulan nostaljik özlem.
Kilig (Tagalog, isim): Genellikle romantik ya da şirin bir şey gerçekleştiğinde ortaya çıkan, yüreğin pır pır etmesi hissi.
Commuovere (İtalyanca, fiil): Genellikle “kalpleri ısıtan” anlamında kullanılır ama aslen göz yaşartan hikâyeleri anlatır.
Luftmensch (Yidiş, isim): Biraz hayalperest olan kişiler için kullanılır. Doğrudan kelime anlamıyla “hava insanı”.

Tretår (İsveççe, fiil): Kendi başına “tår” kelimesi, bir fincan kahve demektir. “Patår”, bu kahvenin tekrar doldurulmasıdır. “Tretår” ise, ikinci bir tekrar doldurma, yani “üçüncü doldurma” anlamına gelir.

Kaynak: https://www.brainpickings.org/2014/11/24/lost-in-translation-ella-frances-sanders/

Oskay Demir

Hacettepe Üniversitesi

Views All Time
Views All Time
397
Views Today
Views Today
2

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.