Anekdot: Kadın olmak gerçek hayatta ne işimize yarayacak?

Sadece liselerde matematik dersinde değil, üniversitenin Çeviribilim bölümünde de hayret ederek tanık olduğum bir soru: Hocam, bu gerçek hayatta ne işimize yarayacak? Çeviri Kuramı dersinde Star Wars göndermeli “the text strikes back” (metnin intikamı/dönüşü) ifadesini tartışırken, metnin organizma olarak aksiyon kabiliyetine değinmiştik. Gerçek ve “yalan” hayatta işimize yarayacak olan işte buydu: yaşamın metinselliği ve metinlerarasılığı, başkaldırı aracı olarak dil, kadın olarak dil. Güzelse sadık olmayan, sadıksa güzel olmayan çeviri.

Çeviribilim lisans öğrenimimin üzerine İTÜ Siyaset Çalışmaları yüksek lisans öğrencisi olarak Erasmus’la Göttingen Üniversitesi’ne geldim bu güz döneminde. Burada aldığım “Toplumsal Cinsiyet ve İyi Yönetişim” dersinde Dünya Bankası’nın yönetişim göstergeleri (düşünceyi ifade etme ve hesap verebilirlik, yolsuzlukla mücadele, siyasal istikrar ve şiddetin azalması, hukukun üstünlüğü ve düzenleyici kurumların kalitesi) ile toplumsal cinsiyet eşitliği verileri arasındaki ilişkiyi iki OECD ülkesini karşılaştırarak inceledik. Uzatmadan, Türkiye otuz dört üye ülke arasında cinsiyet eşitliği bakımından en kötü durumda. Kadın ile erkek arasındaki ücretsiz çalışma aralığının en açık olduğu ülkeyiz. Mealen, kadın emeğinin ücret karşılığı yok. (Olmak zorunda mı, ayrı soru. Feminizmi neoliberalizmin pençesine mi düşüreceğiz, apayrı konu.) Türkiyeli bir kadın olarak öz algıma kazınmış bir gerçek: kadın olmak zor.

Buradan hareketle, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü anmasında şahit olduğum bir durumu aktarmak istiyorum. Eski Filmmor çalışanı bir arkadaşımla “Kadına Şiddete Hayır” temalı bir etkinliğe katıldık. Anadolu’dan siyasi nedenlerle göçen Kürt, Türk, Arap Alevilerinin yoğunlukla katıldığı ama her etnik kökene ve dine muhabbetle yaklaşan ırkçılık karşıtı bir kültür evi düzenliyordu bu etkinliği. İki sosyologun sunumundan sonra soru cevap oturumuna geçildi. Aramızda “kadın edebini bilecek”, “kadın da o zaman dayağı hak etmesin”, “çocuğunu iyi yetiştirmek annenin görevi” diye konuşan cesur yürek kadınlarımız vardı. Söz isteyip toplumsal cinsiyet rollerinden bahsettim, etkinlik sonunda birkaç akademisyenle tanışmamı sağlaması dışında sözlerimin kalabalık üzerinde bir etki uyandırdığını sanmıyorum. Fakat sonra güzel bir şey oldu. Arkadaşım söz aldı: “Sütü gelmez, kadın suçlanır; çocuğu hırsız olur, katil olur, anne suçlanır; siz hiç bir babanın bir şeyden dolayı suçlandığını, sorumlu tutulduğunu gördünüz mü? Kendimizi ve birbirimizi suçlamaktan vazgeçelim, hafifleyelim” gibi sözler söyledi. Ne rahatlamak! Hiçbir mitinge katılmışlığım yok; siyasetçinin dinleyici kitlesini nasıl kendinden geçirdiğine şahit olmuş da değilim. İlk kez bir topluluğun hep bir ağızdan hak verdiğini duydum. Orada birden “hedef kitle” diye düşündüm. Üniversitedeyken üzerine bol bol makale yazdığımız Alman dilbilimci Hans Vermeer ve skopos kuramını düşündüm. Duygularım, düşüncelerim, isyanım tercümanlığımla bütünleşiyor. Hayat illa ki metinseldir ve kadın olmak çok işimize yarayacak.

Yazar: Zeynep Nur Ayanoğlu

Editör: Kübra Konakbay

Views All Time
Views All Time
524
Views Today
Views Today
1
Genel içinde yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.